putrel
29-04-2006, 12:14
Dünyanın yuvarlak olduğunu nasıl anlarsın?”
“Uydu fotoğrafları her şeyi gösteriyor, dünya bir portakal kadar yuvarlak.”
“Peki uydulardan önce, henüz insanoğlu ayağını yerden kesmemişken, o zaman nasıl yanıtlayacaktın bu soruyu?”
“Colomb'un yaptığı gibi. Sürekli aynı yönde giden başladığı noktaya geri döner.”
“İnsan ruhunun yuvarlak olduğunu da kanıtla öyleyse, uydu fotoğraflarına hiç bakmadan ama.”
“Kolay. Herhangi bir ruhsal özelliği sonuna kadar götür, aynı noktaya geri dönersin.”
“Nasıl?”
“Örneğin ölçüsüz bir kabalıktan incelik yönüne doğru ilerle. Az sonra olağan davranışlar alanına girersin, artık ne çok kaba ne de çok ince birisindir. Bu herkese iyi gelebilir. Kararında bir nezaket yani, gerektiği kadar sertlik gerektiği kadar incelik. Yola devam edersen abartılı bir özen ve inceliğe gömülmeye başlarsın. Bıktırıcı, can sıkıcı bir nezaketten kırılma halidir bu. Karşısındakini sürekli öven, her dediğini yapmaya hazır olduğunu söyleyip yaltaklanan, yağ çeken, olur olmaz nedenlerle özür dileyen birinin en sonunda yaratacağı duygu sıkıntı ve öfkedir. Aşırı incelik kabalık kadar bunaltıcı, onun kadar can yakıcı ve öfke uyandırıcıdır. Aşırı incelik, kabalığın kılık değiştirmiş hali, yarattığı sonuçlar açısından bakıldığında onun ta kendisidir.”
http://www.afl.org.tr/mezun/e_bulten/2005/ekim/leventmete_files/image003.gif
Başka örnekler de var
Adorno “Sert Çocuk” adlı yazısında, maço erkek tipinin gizlediği kadınsılığı gösterirken, ruhun yuvarlaklığı savına önemli bir destekte bulunuyor. Ona göre, asla gevşemeyen, sürekli kuyruğu dik tutan ve zayıf yanlarını göstermemek için yardım isteme olanaklarını yok sayan bu “sıkı adamlar” aslında kendilerine eziyet etmekte, ruhlarına acı çektirmekten zevk almaktadırlar. Kendine acı çektirme işine çoğu zaman tütün ve sert içkiler eşlik eder, böylece ruh kadar beden de acıdan payını alır. Sert erkeğin sertliği, “keskin sirke kabına zarar” kuralına göre işler, sertlik en çok kişinin kendi canını yakar, acıya dayanıklılık yalanı acıdan zevk alma haline paravan olur. Sadizm aslında mazohizmdir. Erkeksiliğin en ucuna kadar gidildiğinde kadınsılığa varılır. Adorno'nun deyişiyle, “asıl kadınsı olanlar sert erkeklerdir, onlar gibi olduklarını kabul etmemek için
http://www.afl.org.tr/mezun/e_bulten/2005/ekim/leventmete_files/image004.jpg
bilinç beynin neresinde
http://www.allahvesistemi.org/yeniyazilar/brain.gif
Öylesine düşünmeden ve sorgulamadan yaşamaya alışmışız ki, gördüğümüz kadarını maddeye, mekanik çalışan bir sisteme bağlayıp, görmediklerimizin de hokus-pokuslarla oluştuğunu kabullenmek bizi rahatlatıveriyor!.
Kimi, bu hokus-pokus sihrini doğaya bağlıyor, kimi de tanrısına!. Bedenindeki muhteşem mekanizmanın çalışma düzenini, sebep-sonuç ilişkisini görmekten ve sorgulamaktan mahrum olanlar; bedenin mükemmel çalışma düzenini ve “Allah” İsmi ile işaret edilenin, algıladığımız plândaki en muhteşem mekanizması olan BEYNİ görmezden gelmekte anlamsız bir ısrar içindeler!.
Genlerin, insanın varoluşundaki, yaşamındaki ve beynindeki yerinden ve işlevinden haberi dahi olmayan kahve âlimleri(!) ve onların dediklerinin yayıcıları, tanrı hokus-pokusuyla varolup yaşayan insanın, tanrıya tapınmakla işin biteceğinden ve dinin bundan ibaret olduğundan söz ederek avutuyorlar toplumun önemli kesimini!.
Korkuyoruz düşünmekten, sorgulamaktan ve kendimizi tanımaktan!.
Âyet, hadis ezberleyip nakleden zevatın çağdaş bilim dünyasındaki gelişmelerden haberi yok; bilim dünyasındakilerin çoğu ise "Din" kapsamı içinde bildirilenlerden habersiz. Çoğunluk kendi dünyasında, bazen de hayâli kurgular içinde bu dünyadan geçip gidiyor.
Oysa “Din” adı altında anlatılan “Allah” İsmi ile işaret edilenin yaratmış olduğu sistem ve düzen, ancak beynini kullananlarca değerlendirilebileceği gibi, bilimin de kökeninde gene beynin çalışması yatmaktadır.
Böyle olunca en gerçekçi yaklaşım beynimizin çalışma sistem ve mekanizmasını ve bunun davranış ve düşüncelerimizi nasıl oluşturduğunu fark etmekten geçer.
Elbette ben namazımı kılar orucumu tutarım gerisi beni ilgilendirmez diyene sözümüz yok. O da tabii ki yaptığının karşılığını alacaktır.
Sözümüz aydın ve sorgulayıcı geçinip de, işine geldiği yerde neden, nasıl deyip; işine gelmeyen yerde de bilimi inkâr noktasında gezenlere, düşünmekten yorulduğu ya da korktuğu noktadatanrının sihirli değeneğini işe karıştıranlaradır.
Abdülkerîm Cîlî’nin bir sözü vardır: “Bu dünya hikmet dünyası, âhiret ise kudret yurdudur” der, “İnsanı Kamil” adlı çok değerli eserinde.
Başta Muhyiddin Arabi olmak üzere Tasavvuf ehline göre, dünyada olup biten her şey sebeplerle oluşur. Ancak biz bu sebeplerin büyük bir kısmına ilmimiz yeterli olmadığı için muttali olamayız.
Bu yüzdendir ki Muhyiddin’i Arabi, keşfine dayanarak “Dünyada, berzahta, mahşerde ve cennet-cehennemde her şey burçların tesiri altındadır” demiştir. Henüz astrolojinin hangi tür dalgalarla yapıları etkilediği bulunamasa dahi.
Şimdi burada beyin ile ilgili bana göre çok önemli bir noktaya gelmek istiyorum.
“Ruhlar ezelde mi yaratıldı” başlıklı yazımda anlattığım üzere, insan ruhu dışardan gelmeyip ana rahminde oluşmaya başladığına göre Din terminolojisinde “ruh” adı verilen ölüm sonrası yaşam bedeni, beyin çekirdeği tarafından daha ana rahminde meydana getirilmektedir.
İnsan beyninin eseri olan bilinç ve hafıza, beyin tarafından tümüyle bu ruhta muhafaza edilmekte ve bu ruhun bedenle ilişkisi kesildikten sonra da insan aynı bilinç ile ölüm ötesi boyutta yaşamını sürdürmektedir. Kişinin ölüm sonrasında “mahşerde okuyacağı kitabı” budur kanaatimizce, yaşadıklarının virgülü kaybolmamacasına.
Bu “Allah” adıyla bildirilenin en büyük mucizelerinden biridir. Yediğimiz gıdalardan elde edilen enerji nasıl beyinde çeşitli dalgalara dönüştürülme noktasına uzanmaktadır? Bu akıl sahipleri için üzerinde hayli düşünülmesi gereken bir konudur.
Beyin dalgalar mı üretiyor!?... Beynin ürettiği çeşitli dalgalar artık bütün bilim adamları tarafından biliniyor!. Bilinmeyen ise beynin ürettiği bu dalgaların işlevlerinin ne olduğu. Bu konu henüz netlik kazanmış değil!... Henüz elde yeterince teknik imkân olmadığı için dalga spektrumundaki beynin ürettiği tüm dalgaların tespit edilememiş olduğu da açıktır!.
Biz 1985’de “insan ruhu”nun dışardan gelmeyip beyin tarafında üretildiğini yazdığımızda bu konu konuşulmuyordu.
Şimdi size 16 Mayıs 2002’de yayınlanmış bir makaleden paragraflar sunuyorum:
“The Conscious Electromagnetic (EM) Information Field – Bilinçli Elektromanyetik Bilgi Alanı)”
İngiltere’deki Surrey Üniversitesi hocalarından Profesör McFadden tarafından yayınlanmış bir makale.
“Senkronize Ateşlenme ve Beynin EM Alanı Üzerine Etkisi: EM Bilinç Alanı Teorisi Üzerine Bulgu.”
Bakın yazıda özetle ne diyor Profesör McFadden, anlayabildiğim kadarıyla:
“Bir hücre her ateşlendiğinde, elektriksel aktivite beynin EM (ElektroManyetik) alanına bir sinyal gönderiyor. Ancak, sinir hücrelerinin aksine, beynin EM alanına ulaşan dalgasal bilgi beyindeki diğer sinyallerle otomatik olarak birbirine bağlanır. Ancak, diğer sinir hücrelerinin aksine, beynin EM alanındaki nöronlara ulaşan dalgasal bilgi, beyindeki diğer sinyallerle otomatik olarak bağlantı kurar, bütünleşir. Bilincin karakteri olan bu bağlanmayı beynin EM alanı yapar.
Profesör McFadden ve Yeni Zelanda’lı Nörobiyolojist Sue Pockett, beynin EM alanının bilincin kendisi olduğunu öne sürmüşlerdir.
Beynin EM alanı sadece bir arşiv niteliğinde olan veri tabanı değil, adeta bir "komuta kontrol merkezi" gibi çalışan ve fiillerimizi oluşturan ilgili nöronları, aktive eden yada baskılayan bir merkezdir. İşte bu faaliyet Profesör McFadden’e göre bizim irademizin fiziksel olarak ortaya çıkışıdır.
Bu teori bilinçle ilgili eskiden beri sorulan zor soruya cevap getirmekte, özgür irade, spiritüel konular, yapay zeka, hatta yaşam ve ölümle ilgili birçok konuyla ilgili kavramlarımızı da derinden etkilemektedir.
Çoğu insan, zihni, farkında, bilincinde olduğumuz şeylerin toplamı olarak tanımlar. Ancak birçok zihinsel aktivite biz farkında olmadan gerçekleşir. Yürüme, vites değiştirme, vs, zamanla nefes alma gibi otomatik hale gelir.
Nöroloji biliminde en büyük soru, bilincinde olduğumuz beyin aktivitesi ile biz farkına varmadan gerçekleşen faaliyetleri yapan beyin aktivitesinin farkının ne olduğudur.
Bir objeyi gördüğümüzde, retinadan sinyaller elektrik yüklü iyon dalgaları olarak sinirler yoluyla ilerlerler. Terminal sinire ulaştıklarında, nörotransmitterler vasıtasıyla komşu sinire atlarlar. Burada bir sinir hücresi, kendinden yukarıdaki bir grup sinirin vereceği eşik değere göre ateşlenip ateşlenmeyeceğine karar verir.
Bu şekilde elektriksel sinyaller vücudumuza aktarılmadan önce beyinde işleme tabi tutulurlar. Peki, tüm bu iyon ve kimyasalların hareketi sırasında bilinç nerededir? Bilim adamları beyinde bilince ait bir yer veya yapıya rastlamış değiller. Bilinç sır olarak kalmıştır.
Bizi insan yapan bilinçtir, diyor Professor McFadden. “Bilinç olmadan, dil, yaratıcılık, hisler, spiritüalite, mantık, zihinsel aritmetik, adalet duygusu kavranamaz.. Peki bilinç neden meydana gelmiştir?”
Bu yazıda en önemli olgu EM alanıdır. Beynin ürettiği dalgalardan oluşan Elektromanyetik alan..
“Ruh” adını verdiğimiz yapı EM alandır veya değildir. Ama gerçek şudur ki beynin ürettiği ve hatta bilincin kendisi olduğu iddia edilen dalgalar söz konusudur!. Ve bir gün kişinin ölüm ötesi yaşam bedeninin de bu fizik bedenden ayrılan bu tür bir beyinsel enerji dalgası olduğu açığa çıkacaktır.
__________________________________________________ _____
“… Ruhun da değişik aşama ve durumları vardır. Madenlerde bulunan ruhun varlığı ile ilgili olarak şurası kesindir ki, kendi durumunun seviyesine göre onlar da hayat ve ruhla donanmıştır. Bu, materyalistler arasında ‘Bütün varlıkların hayatla donanmış olduğunu kim savunur’ diye tanınan bilinmeyen sırdır. Yine Kur’an’da da buyrulmaktadır; ‘Tüm varlıklar yaşar’ Bitki dünyasında da büyüme gücü vardır ve ruh, bu büyüme gücüdür. Hayvan dünyasında hissetme duyusu bulunmaktadır, ancak insan dünyasında her şeyi saran bir güç vardır.”
Mufavezat (Cevaplandırılmış Sorular) kitabında Hz. Abdülbaha ruhun aşamaları ile ilgili açıklamalarında aşağıdaki tanımları yapmaktadır;
Bitki ruhu;
Bu, elemanların bileşiminden doğan bir güçtür ve Yüce Tanrı’nın hükmüyle madde özlerinin karışımı olup, diğer varlıklarla etki-tepki iletişimi içerisindedir. Diğer bir deyimle, elektrik, elemanların bileşiminden meydana gelmektedir ve bu madde özleri ve elemanlar birbirlerinden ayrıldığında büyüme gücünün varlığı da son bulur.
Hayvan ruhu;
Yine elemanların karışım ve bileşiminden ortaya çıkmaktadır, ancak her şeye gücü yeten Tanrı’nın hükmüyle tam bir karışım elde edilmiştir ve hayvan ruhu, diğer bir deyimle duyuların gücü meydana getirilmiştir. Bileşimi meydana getiren elemanların ayrılma ve bölünmesiyle bu ruh da doğal olarak kaybolacaktır.
İnsan ruhu;
Kristal üzerinde parlayan güneşin cömertliğine benzetilebilir. Ancak kristal kırıldığında güneşin cömertliği devam etmektedir ve kristalin harap olması veya varlığını yitirmesi, sonsuz olan güneşin cömertliğine bir zarar vermeyecektir. Bu ruh keşfetme gücüne sahiptir. Bütün şeyleri çevreler. Tüm bu hayret verici belirtiler, bilimsel keşifler, büyük girişimler ve önemli tarihi olaylar hep onun yüzündendir. Ruh, gücü sayesinde, bunları görünmez ve saklı olan alandan görünür alana getirir.
“Uydu fotoğrafları her şeyi gösteriyor, dünya bir portakal kadar yuvarlak.”
“Peki uydulardan önce, henüz insanoğlu ayağını yerden kesmemişken, o zaman nasıl yanıtlayacaktın bu soruyu?”
“Colomb'un yaptığı gibi. Sürekli aynı yönde giden başladığı noktaya geri döner.”
“İnsan ruhunun yuvarlak olduğunu da kanıtla öyleyse, uydu fotoğraflarına hiç bakmadan ama.”
“Kolay. Herhangi bir ruhsal özelliği sonuna kadar götür, aynı noktaya geri dönersin.”
“Nasıl?”
“Örneğin ölçüsüz bir kabalıktan incelik yönüne doğru ilerle. Az sonra olağan davranışlar alanına girersin, artık ne çok kaba ne de çok ince birisindir. Bu herkese iyi gelebilir. Kararında bir nezaket yani, gerektiği kadar sertlik gerektiği kadar incelik. Yola devam edersen abartılı bir özen ve inceliğe gömülmeye başlarsın. Bıktırıcı, can sıkıcı bir nezaketten kırılma halidir bu. Karşısındakini sürekli öven, her dediğini yapmaya hazır olduğunu söyleyip yaltaklanan, yağ çeken, olur olmaz nedenlerle özür dileyen birinin en sonunda yaratacağı duygu sıkıntı ve öfkedir. Aşırı incelik kabalık kadar bunaltıcı, onun kadar can yakıcı ve öfke uyandırıcıdır. Aşırı incelik, kabalığın kılık değiştirmiş hali, yarattığı sonuçlar açısından bakıldığında onun ta kendisidir.”
http://www.afl.org.tr/mezun/e_bulten/2005/ekim/leventmete_files/image003.gif
Başka örnekler de var
Adorno “Sert Çocuk” adlı yazısında, maço erkek tipinin gizlediği kadınsılığı gösterirken, ruhun yuvarlaklığı savına önemli bir destekte bulunuyor. Ona göre, asla gevşemeyen, sürekli kuyruğu dik tutan ve zayıf yanlarını göstermemek için yardım isteme olanaklarını yok sayan bu “sıkı adamlar” aslında kendilerine eziyet etmekte, ruhlarına acı çektirmekten zevk almaktadırlar. Kendine acı çektirme işine çoğu zaman tütün ve sert içkiler eşlik eder, böylece ruh kadar beden de acıdan payını alır. Sert erkeğin sertliği, “keskin sirke kabına zarar” kuralına göre işler, sertlik en çok kişinin kendi canını yakar, acıya dayanıklılık yalanı acıdan zevk alma haline paravan olur. Sadizm aslında mazohizmdir. Erkeksiliğin en ucuna kadar gidildiğinde kadınsılığa varılır. Adorno'nun deyişiyle, “asıl kadınsı olanlar sert erkeklerdir, onlar gibi olduklarını kabul etmemek için
http://www.afl.org.tr/mezun/e_bulten/2005/ekim/leventmete_files/image004.jpg
bilinç beynin neresinde
http://www.allahvesistemi.org/yeniyazilar/brain.gif
Öylesine düşünmeden ve sorgulamadan yaşamaya alışmışız ki, gördüğümüz kadarını maddeye, mekanik çalışan bir sisteme bağlayıp, görmediklerimizin de hokus-pokuslarla oluştuğunu kabullenmek bizi rahatlatıveriyor!.
Kimi, bu hokus-pokus sihrini doğaya bağlıyor, kimi de tanrısına!. Bedenindeki muhteşem mekanizmanın çalışma düzenini, sebep-sonuç ilişkisini görmekten ve sorgulamaktan mahrum olanlar; bedenin mükemmel çalışma düzenini ve “Allah” İsmi ile işaret edilenin, algıladığımız plândaki en muhteşem mekanizması olan BEYNİ görmezden gelmekte anlamsız bir ısrar içindeler!.
Genlerin, insanın varoluşundaki, yaşamındaki ve beynindeki yerinden ve işlevinden haberi dahi olmayan kahve âlimleri(!) ve onların dediklerinin yayıcıları, tanrı hokus-pokusuyla varolup yaşayan insanın, tanrıya tapınmakla işin biteceğinden ve dinin bundan ibaret olduğundan söz ederek avutuyorlar toplumun önemli kesimini!.
Korkuyoruz düşünmekten, sorgulamaktan ve kendimizi tanımaktan!.
Âyet, hadis ezberleyip nakleden zevatın çağdaş bilim dünyasındaki gelişmelerden haberi yok; bilim dünyasındakilerin çoğu ise "Din" kapsamı içinde bildirilenlerden habersiz. Çoğunluk kendi dünyasında, bazen de hayâli kurgular içinde bu dünyadan geçip gidiyor.
Oysa “Din” adı altında anlatılan “Allah” İsmi ile işaret edilenin yaratmış olduğu sistem ve düzen, ancak beynini kullananlarca değerlendirilebileceği gibi, bilimin de kökeninde gene beynin çalışması yatmaktadır.
Böyle olunca en gerçekçi yaklaşım beynimizin çalışma sistem ve mekanizmasını ve bunun davranış ve düşüncelerimizi nasıl oluşturduğunu fark etmekten geçer.
Elbette ben namazımı kılar orucumu tutarım gerisi beni ilgilendirmez diyene sözümüz yok. O da tabii ki yaptığının karşılığını alacaktır.
Sözümüz aydın ve sorgulayıcı geçinip de, işine geldiği yerde neden, nasıl deyip; işine gelmeyen yerde de bilimi inkâr noktasında gezenlere, düşünmekten yorulduğu ya da korktuğu noktadatanrının sihirli değeneğini işe karıştıranlaradır.
Abdülkerîm Cîlî’nin bir sözü vardır: “Bu dünya hikmet dünyası, âhiret ise kudret yurdudur” der, “İnsanı Kamil” adlı çok değerli eserinde.
Başta Muhyiddin Arabi olmak üzere Tasavvuf ehline göre, dünyada olup biten her şey sebeplerle oluşur. Ancak biz bu sebeplerin büyük bir kısmına ilmimiz yeterli olmadığı için muttali olamayız.
Bu yüzdendir ki Muhyiddin’i Arabi, keşfine dayanarak “Dünyada, berzahta, mahşerde ve cennet-cehennemde her şey burçların tesiri altındadır” demiştir. Henüz astrolojinin hangi tür dalgalarla yapıları etkilediği bulunamasa dahi.
Şimdi burada beyin ile ilgili bana göre çok önemli bir noktaya gelmek istiyorum.
“Ruhlar ezelde mi yaratıldı” başlıklı yazımda anlattığım üzere, insan ruhu dışardan gelmeyip ana rahminde oluşmaya başladığına göre Din terminolojisinde “ruh” adı verilen ölüm sonrası yaşam bedeni, beyin çekirdeği tarafından daha ana rahminde meydana getirilmektedir.
İnsan beyninin eseri olan bilinç ve hafıza, beyin tarafından tümüyle bu ruhta muhafaza edilmekte ve bu ruhun bedenle ilişkisi kesildikten sonra da insan aynı bilinç ile ölüm ötesi boyutta yaşamını sürdürmektedir. Kişinin ölüm sonrasında “mahşerde okuyacağı kitabı” budur kanaatimizce, yaşadıklarının virgülü kaybolmamacasına.
Bu “Allah” adıyla bildirilenin en büyük mucizelerinden biridir. Yediğimiz gıdalardan elde edilen enerji nasıl beyinde çeşitli dalgalara dönüştürülme noktasına uzanmaktadır? Bu akıl sahipleri için üzerinde hayli düşünülmesi gereken bir konudur.
Beyin dalgalar mı üretiyor!?... Beynin ürettiği çeşitli dalgalar artık bütün bilim adamları tarafından biliniyor!. Bilinmeyen ise beynin ürettiği bu dalgaların işlevlerinin ne olduğu. Bu konu henüz netlik kazanmış değil!... Henüz elde yeterince teknik imkân olmadığı için dalga spektrumundaki beynin ürettiği tüm dalgaların tespit edilememiş olduğu da açıktır!.
Biz 1985’de “insan ruhu”nun dışardan gelmeyip beyin tarafında üretildiğini yazdığımızda bu konu konuşulmuyordu.
Şimdi size 16 Mayıs 2002’de yayınlanmış bir makaleden paragraflar sunuyorum:
“The Conscious Electromagnetic (EM) Information Field – Bilinçli Elektromanyetik Bilgi Alanı)”
İngiltere’deki Surrey Üniversitesi hocalarından Profesör McFadden tarafından yayınlanmış bir makale.
“Senkronize Ateşlenme ve Beynin EM Alanı Üzerine Etkisi: EM Bilinç Alanı Teorisi Üzerine Bulgu.”
Bakın yazıda özetle ne diyor Profesör McFadden, anlayabildiğim kadarıyla:
“Bir hücre her ateşlendiğinde, elektriksel aktivite beynin EM (ElektroManyetik) alanına bir sinyal gönderiyor. Ancak, sinir hücrelerinin aksine, beynin EM alanına ulaşan dalgasal bilgi beyindeki diğer sinyallerle otomatik olarak birbirine bağlanır. Ancak, diğer sinir hücrelerinin aksine, beynin EM alanındaki nöronlara ulaşan dalgasal bilgi, beyindeki diğer sinyallerle otomatik olarak bağlantı kurar, bütünleşir. Bilincin karakteri olan bu bağlanmayı beynin EM alanı yapar.
Profesör McFadden ve Yeni Zelanda’lı Nörobiyolojist Sue Pockett, beynin EM alanının bilincin kendisi olduğunu öne sürmüşlerdir.
Beynin EM alanı sadece bir arşiv niteliğinde olan veri tabanı değil, adeta bir "komuta kontrol merkezi" gibi çalışan ve fiillerimizi oluşturan ilgili nöronları, aktive eden yada baskılayan bir merkezdir. İşte bu faaliyet Profesör McFadden’e göre bizim irademizin fiziksel olarak ortaya çıkışıdır.
Bu teori bilinçle ilgili eskiden beri sorulan zor soruya cevap getirmekte, özgür irade, spiritüel konular, yapay zeka, hatta yaşam ve ölümle ilgili birçok konuyla ilgili kavramlarımızı da derinden etkilemektedir.
Çoğu insan, zihni, farkında, bilincinde olduğumuz şeylerin toplamı olarak tanımlar. Ancak birçok zihinsel aktivite biz farkında olmadan gerçekleşir. Yürüme, vites değiştirme, vs, zamanla nefes alma gibi otomatik hale gelir.
Nöroloji biliminde en büyük soru, bilincinde olduğumuz beyin aktivitesi ile biz farkına varmadan gerçekleşen faaliyetleri yapan beyin aktivitesinin farkının ne olduğudur.
Bir objeyi gördüğümüzde, retinadan sinyaller elektrik yüklü iyon dalgaları olarak sinirler yoluyla ilerlerler. Terminal sinire ulaştıklarında, nörotransmitterler vasıtasıyla komşu sinire atlarlar. Burada bir sinir hücresi, kendinden yukarıdaki bir grup sinirin vereceği eşik değere göre ateşlenip ateşlenmeyeceğine karar verir.
Bu şekilde elektriksel sinyaller vücudumuza aktarılmadan önce beyinde işleme tabi tutulurlar. Peki, tüm bu iyon ve kimyasalların hareketi sırasında bilinç nerededir? Bilim adamları beyinde bilince ait bir yer veya yapıya rastlamış değiller. Bilinç sır olarak kalmıştır.
Bizi insan yapan bilinçtir, diyor Professor McFadden. “Bilinç olmadan, dil, yaratıcılık, hisler, spiritüalite, mantık, zihinsel aritmetik, adalet duygusu kavranamaz.. Peki bilinç neden meydana gelmiştir?”
Bu yazıda en önemli olgu EM alanıdır. Beynin ürettiği dalgalardan oluşan Elektromanyetik alan..
“Ruh” adını verdiğimiz yapı EM alandır veya değildir. Ama gerçek şudur ki beynin ürettiği ve hatta bilincin kendisi olduğu iddia edilen dalgalar söz konusudur!. Ve bir gün kişinin ölüm ötesi yaşam bedeninin de bu fizik bedenden ayrılan bu tür bir beyinsel enerji dalgası olduğu açığa çıkacaktır.
__________________________________________________ _____
“… Ruhun da değişik aşama ve durumları vardır. Madenlerde bulunan ruhun varlığı ile ilgili olarak şurası kesindir ki, kendi durumunun seviyesine göre onlar da hayat ve ruhla donanmıştır. Bu, materyalistler arasında ‘Bütün varlıkların hayatla donanmış olduğunu kim savunur’ diye tanınan bilinmeyen sırdır. Yine Kur’an’da da buyrulmaktadır; ‘Tüm varlıklar yaşar’ Bitki dünyasında da büyüme gücü vardır ve ruh, bu büyüme gücüdür. Hayvan dünyasında hissetme duyusu bulunmaktadır, ancak insan dünyasında her şeyi saran bir güç vardır.”
Mufavezat (Cevaplandırılmış Sorular) kitabında Hz. Abdülbaha ruhun aşamaları ile ilgili açıklamalarında aşağıdaki tanımları yapmaktadır;
Bitki ruhu;
Bu, elemanların bileşiminden doğan bir güçtür ve Yüce Tanrı’nın hükmüyle madde özlerinin karışımı olup, diğer varlıklarla etki-tepki iletişimi içerisindedir. Diğer bir deyimle, elektrik, elemanların bileşiminden meydana gelmektedir ve bu madde özleri ve elemanlar birbirlerinden ayrıldığında büyüme gücünün varlığı da son bulur.
Hayvan ruhu;
Yine elemanların karışım ve bileşiminden ortaya çıkmaktadır, ancak her şeye gücü yeten Tanrı’nın hükmüyle tam bir karışım elde edilmiştir ve hayvan ruhu, diğer bir deyimle duyuların gücü meydana getirilmiştir. Bileşimi meydana getiren elemanların ayrılma ve bölünmesiyle bu ruh da doğal olarak kaybolacaktır.
İnsan ruhu;
Kristal üzerinde parlayan güneşin cömertliğine benzetilebilir. Ancak kristal kırıldığında güneşin cömertliği devam etmektedir ve kristalin harap olması veya varlığını yitirmesi, sonsuz olan güneşin cömertliğine bir zarar vermeyecektir. Bu ruh keşfetme gücüne sahiptir. Bütün şeyleri çevreler. Tüm bu hayret verici belirtiler, bilimsel keşifler, büyük girişimler ve önemli tarihi olaylar hep onun yüzündendir. Ruh, gücü sayesinde, bunları görünmez ve saklı olan alandan görünür alana getirir.